‘Hayat Bilgisi’ kategorisi için Arşiv

Lokman Hekim Efsanesi

Pazartesi, 24 Kasım 2008

Lokman Hekimle ilgili olarak anlatılan efsanelerden bir tanesi de şöyledir:

Lokman Hekim doktor ve eczacıymış. Dükkânında her türlü hastalığın devası olan
ilaçlar varmış. Hastalar içeri girdiklerinde, hastalıklarına iyi gelecek olan ilaç
şişesi sallanırmış. Bir gün içeri birisi girmiş. Ancak hiçbir şişe sallanmamış.
Lokman Hekim bunun üzerine:

"Senin hastalığının çaresi yok, öleceksin" demiş.

Adam ölümden kurtuluşun olmadığını öğrenince çok üzülmüş. Her şeyini satmış. Yanına
bir at tüfek ve av köpeği alarak dağlara çıkmış. Vurduğu hayvanları yiyip,
yörüklerden yoğurt, süt alarak yaşıyormuş. Bu arada hastalığı da iyice artmış.

Bir ağacın altına gelmiş. Atını bağlayıp köskelmiş. O sırada bir yürük kadını, bir
tas sütü saylığa koymuş. Yılanların sütü sevdikleri bilinir. Tasa yaklaşan bir yılan
sütü içmiş, sonra da zehrini süte kusmuş. Tas yemyeşil olmuş.

Ağrıları iyice anan adam:

"Gidip şu zehri içeyim de ölüp kurtulayım" diyerek zehirli sütü içmiş. Bir süre
sonra ishal olmuş ve kusmaya başlamış. Ancak oldukça hafiflediğini hissediyormuş.
Ölmek için içtiği zehirden sonra daha iyi olduğunu görmüş. Gün geçtikçe iyileşmiş ve
hastalığı tamamen geçmiş. Lokman Hekim’e gidip: "Sen bana öleceğimi söylemiştin. Ama
ölmedim" demiş.

Bunun üzerine Lokman: "Ben sana ala ineğin sütünü nereden bulayım, sütü yılana
içirip, nasıl tasa kusturayım. Hastalığının çaresi vardı ama bu ilacı temin etmek
zor olduğu için öyle dedim" diye cevap vermiş.

O gün bu gündür tas ve yılanın eczacılık ve tıp biliminin simgesi olması, halk
tarafından Lokman Hekim’e dayandırılır.

Benden önce ölme

Pazartesi, 24 Kasım 2008

Evet, belki zamanı tutamayız ellerimizle, belki hayata hükmetme lüksümüz olamaz asla… Evet, haklısın biz karar veremeyiz belki ama; sen yine de ölme benden önce.

Sakın kapatma gözlerini, sakın bırakma beni bir başıma bu evrenin keskin yamaçlarında…

Hani düşünüyorum…

Düşünüyorum da; senin olmadığın bir şehir olabilir elbet,

Hatta senin olmadığın bir ülkede de bulunabilirim…

Bilemeyiz ki hayat ne düzenler kurmuş ve biz ilerliyoruz onun içinde…

Hani demem o ki, yanında başkaları da olabilir ve sen mutluluk dağıtabilirsin onlarla.

Yani ben, belki ben hiç olmayacağım kim bilir hayatında.

Belki düşüyorum da hiç görmeyeceğim de seni ama olsun;

Olsun dedim ya, bunlar benden önce gitmeni gerektirmez ki.

Ben zaten senin mutsuz olmanı istemiyorum, sadece benden önce ölme diyorum sana.

Nefes aldığını bilsin yüreğim.

Bir yerlerde gülücükler savurduğunu bilsin, yaşadığını ve ölmediğini.

Bilsin işte, sadece bilsin…

Fotoğraflara baktığımda gülümseyerek gitsin elim,

Varsın arayamasın seni; ama arama ihtimalimde açacağını bilsin kalbim…

Fotoğraflara bakıp öldüğünü düşünmemeliyim.

Düşünüp güçsüzleşmemeli.

Bilmeliyim, bir yerlerde nefes alıp gülümsediği sevgili!

Belki haberin olmadan anarım adını ardından şimdi olduğu gibi,

Belki gizli saklı kalmış sevdamı çıkarıp koklarım tekrar tekrar kim bilir…

Ya da ağlarım aklıma geldiğinde gülümseyerek, belki yanımda bulunan dost sohbetlerinde gözlerim ışıl ışıl anlatırım seni umursamadan hiç kimseyi!

Bir şekilde var olduğunu hatırlatırım kalbime ya, öldü lafını yakıştıramam sana,

Bu yüzden sakın, ölme benden önce…

Senin olmadığın bir evrende yaşamayı öğrenmedim ben çünkü,

çünkü ben sensizliği hiç bilmedim…

Nasıl yaşanır, senin olmadığını bilerek nasıl ayakta durulur düşünemiyor bile yüreğim…

Sırf bu yüzden, sadece bu yüzden ölme benden önce…

Sakın kapatma gözlerini ben nefes alırken.

Birilerinden gelmesin gittiğinin haberi…

En fazla mutluluğunu anlatsınlar bana ama öldüğünü asla…

Dedim ya sana; senin olmadığın bir şehir olabilir elbet, hatta senin olmadığın bir ülkede de bulunabilirim…Bilemeyiz ki hayat ne düzenler kurmuş ve biz ilerliyoruz onun içinde…Hani demem o ki, yanında başkaları da olabilir ve sen mutluluk dağıtabilirsin onlarla. Yani ben, belki ben hiç olmayacağım kim bilir hayatında. Belki düşüyorum da hiç görmeyeceğim de seni ama olsun; sen yine de kapatma dünyaya gözlerini benden önce…

Sakın beni koyup gitme bir başıma, bil ki buralardaki kötülük sen olmazsan daha çok bulaşır bana…

Evet, belki zamanı tutamayız ellerimizle, belki hayata hükmetme lüksümüz olamaz asla… Evet, haklısın biz karar veremeyiz belki ama; sen yine de ne olur, ölme benden önce.

Meral

Not: Arkadaşlar bu son yazımdı, bir daha asla yazmayacağım dediğim final yazım.Burayada eklemek istedim.Sevgiyle.

duanın gücü

Cumartesi, 22 Kasım 2008

Fatma Kamil isimli çok fakir giyimli bir kadın
> > yüzünde bir hüzünle bir manava girer.> > Dükkan
> > sahibine mahcup bir şekilde yaklaşır.> > -Kocam
> > çok hasta.Çalışamaz duruma düştü . Üç çocuğum ile
> > birlikte aç kaldık. Yiyeceğe ihtiyacımız var,der>
> > >> > Nekbet Abus isimli manav ona ters bir şekilde
> > bakar ak:> > - Derhal dükkanımı terket!..der.>
> > > Kadın ailesinin ihtiyaçlarını düşünerek,>
> > > -Lütfen beyefendi. Paramız olur olmaz getirip borcumu
> > ödeyeceğim.> > Nekbet kendisine bir kredi
> > açamıyacağını çünkü onun eski bir müşterisi
> > olmadığını, kendisinde bir hesabının bulunmadığını
> > söyler.> > O sırada dükkanın dışında bekleyen
> > bir müşteri ikisinin arasında devam eden bu konuşmayı
> > dinlemektedir.> > İçeri girerek manava ya klaşır
> > ve> > -Ben o kadının almak istediklerine kefilim .
> > Ailesinin ihtiyacı olan şeyleri ona ver.> > Bunun
> > üzerine manav çok isteksiz bir şekilde kadına
> > döner;> > -Bir alış veriş listen varmıydı,diye
> > sorar.> > Fatma;> > - ‘Evet efendim ‘
> > der.> > -’ Tamam ‘ der manav.> > -Şimdi
> > onu terazinin şu kefesine koy.Onun ağırlığınc a diğer
> > kefeye istediklerinden koyacağım.!> > Fatma bir an
> > duraksar, sonra başını önüne eğer ve çantasını
> > açarak üzerine bir şeyler karalanmış bir kağıt
> > parçasını çıkartır ve manavın kendisine gösterdiği
> > kefeye özenle bırakırken başı hala öne eğiktir.>
> > >> > Manavın ve diğer müşterinin gözleri
> > terazinin kefesine dikilirken hayretle büyümüştür.>
> > > Manav müşteriye dönerek , kısık bir sesle,>
> > > ‘- İnanamıyorum.’ der. inanılacak gibi
> > değildir.> > Müşteri manava gülerken manav çoktan
> > diğer kefeye eline geçeni doldurmaya başlamıştır ama
> > nafile,> > Diğer kefeyi yerinden bile
> > kıpırdatamamıştır.> > Terazinin kefesi artık
> > üzerindekileri almayacak kadar doldurduğunda çaresiz
> > hepsini bir torbaya doldurarak kadına verir.> >
> > Şaşkınlıkla üzerinde bir şeyler çiziktirilmis
> > kağıdı eline alır ve okur.> > Bir de bakar ki orda
> > bir alış veriş listesi yoktur.> > Sadece bir dua
> > yazılıdır.> > -’Allah’ım neye ihtiyacım
> > olduğunu sen bilirsin, Kendimi senin ellerine teslim
> > ediyorum.’> > Manav taş gibi bir sessizliğe
> > bürünmüştür.> > Fatma Kamil kendisine teşekkür
> > ederek dükkandan ayrılır.> > Müşteri, Nekbet Abus
> > adlı manavın eline bir yüz ytl tutuştururken;> >
> > -Her kurusuna değdi, der.> > Daha sonra manav
> > terazisinin kefelerinin kırılmış olduğunu görür.>
> > >> > Bu nedenle duanın ne kadar ağır çektiğini
> > sadece Allah bilir.> > Dua bizim için hiçbir
> > maliyeti olmayan bedava bir hediyedir

O Peri bendim

Salı, 18 Kasım 2008

O Peri bendim
Londra’da ogrencıydım okul masraflarımı ve kalacak yeri sagladıkları ıcın cok tatlı yabancı bı aılenın evınde kalıyor 2 cocuguna bakıcılık yapıyordum. 5 yasındaki Bami kucuk oldugu ıcın sozumu dınlıyordu ama Jumoke 8 yasındaydı kendını coktan buyumus bır genc kız ılan etmıstı ve ona gore bır bebek bakıcısına ıhtıyacı yoktu . bende onu zaten bı bebek gıbı gormuyordum ..

evdekı gorevlerımden bırı de cocukların alıskanlıklarını ve gereklı dısıplını edınmesını saglamaktı. Mesela aılesı okuldan eve gelınce okul kıyafetlerını dolaba kendılerının asmalarını ıstıyordu. fakat asi jumoke herseferınde onları yere atıyor soz dınlemıyordu .

Birgun Jumokeyı okuldan aglayarak aldım. Siyah Renginden dolayı beyaz bir arkadası ile munakaşa etmişti ama bunu anlatmak ıstemiyordu cunku bende bi beyazdım. Oysaki onun tertemiz yüreğiyle vucudunun rengıyle alakası olmadığını ona sölemek istiyordum, ama bir bebek bakıcısı oldugum ıcın benı daha kabul etmemişti, yeniydik….

Ona kucukken benle nasıl dalga gectıklerını cok zayıf ve uzun boyluyum dıye dıger kızlardan cırkın hıssetımı anlatan bı mektup. Ama artık büyümustum ve bir periydim ve perilerde güzel olurlar…

Sabah Jumokenın sesıyle uyandı herkes. BILIYORDUM BIR PERIMIN OLDUGUNU BILIYORDUM … Neler oldugunu aılesi anlamadı tabı benımde yuzumde bır gulumseme belırmıstı . Her gece Jumoke perisine mektuplar yazmaya devam ettı. Jumoke uyudunda perısıde ona yazıp baş ucuna bırakıyordu. Ertesı sabah jumoke erkenden kalıyor o mektubu okumak ıcın heyecanlanıyordu. Okuldan mutsuz gelmıyor, kıyafetlerını dolabına asıyordu cunku perı ona eger toplumda sevılmek sayılmak ıstıyorsak kıyafetlerımıze onem vermelıyız ziraa burusuk kırısık bı gorunumde olan kişileri kımse sempatık bulmaz dıyordu tamam periyi jumokenın kıyafetlerı dolaba astırmak ve kendimi yormamak ıcın kullanmış oldugum ıcın özür dılerim ama inanın o kıyafetlerı hergun toplamak sıkıcı bısey

Jumoke ile perisi cok seyler paylaşıyordu artık. Buarada bebek bakıcısına ne oldu? Onlada ayrı bir bağ kurmuştu jumoke. cunku kımse perisi olduguna inanmazken bebek bakıcısı jumokeye ınanıyordu . bakıcı ıle mutlu gunler gecırmeye basladılar. beraber pıknıklere gıdıyorlar bakıcı onlara oyunlar ogretıyor jumoke de bakıcının kotu ıngılızcesını duzeltıyordu cok guluyor eglenıyorlardı
fakat bu bakıcıya bıraz pahalı oluyordu cunku jumokenın dogum gununde hem bakıcı olarak hemde peri olarak iki hediye almak zorunda kalıyordu ….

Gün geçtikce jumoke daha olgunlaşmıştı, perisine cok bel bağlamayıp eskisi kadar görüşmeyip bakıcısıyla daha cok vakıt gecırmeye başladı. Cunku bakıcısı gercekti, onunla paylatıkları seyler daha cok hosuna gitmeye basladı, daha dünyaya dönüktü, periyle olan münasebeti güngectike daha cok cocuksu olmaya baslamıstı ve artık ona yazmamaya başladı.

the tıme to go home.. eve gıtme zamanı. Bakıcını egıtımı bıtmıstı ulkesıne geri donmesi jumoke ıcın cok üzücü olmadı cunku iletişimleri kopmadı devamlı birbirlerie Email gonderiyorlardı.

Birgün bir email aldı bakıcı, Jumoke 16 sındaydı. Emaılın sonunda "Seni seviyorum perim " yazıyordu
nasıl yanı oldu bakıcı.

Jumoke artık bakıcının o peri oldugunu biliyordu .. "O SENDIN "

bunu nasıl bıldıgını sordugumda , bir gün o yazdıgın mektuplardan birini öğlen yazdın. Oysaki periler hep gece uyurken gelirler

Ahha! birgun gece yazamıycam birgündü öğlen yazıp koyduydum ,es gecmısım….

Bunu nezamandır bılıyordu pekı neden bildigini daha once solemedın

"Benım umutlarım sendın , senınde umutların bendim , bitsin istemedim "dedi….

Bence asil peri Jumoke … ya sizce…

iyilik meleğim çıkolatam benim

Kendi dünyası olan kücük bı kızdı. Her kücük kızın sihirli ayakkabılara yada kendisini kül kedisi sandıgı donemler oldugu gibi Jumokede kendisinin bir peri arkadası olduğuna inanıyordu. Her gün uyumadan once perisine mektup

(alıntı)

yaşam çiçeği

Salı, 18 Kasım 2008


Bir Çiçek ki ondan bütün meyveler çıkmış, bir Zeka ki ondan bütün varoluşun kendisi, yaşam fışkırmış. Bu yazıyı gören gözler, okuyan zihin ve idrak eden bilinç aslında kudretli bir mimarın kusursuz hayal gücü imiş. Öyle basit ama öyle karmaşık bir şablonda dönmekteymiş ki herşey, yaratıcısından ayrı düşmüş bilinçler o bilgiden korkmuş. Varoluştaki o paradoksal sır; bilmeye, anlamaya çalışmayanı savurmuş da savurmuş. Ama zaman dönmüş dönmüş ve öyle bir noktaya gelmiş ki cehaletin karanlığı düşmüş. Çünkü o karanlığın içine kristalimsi ışık hatları dolmaya başlamış, o sümüksü karmaşayı sanki belli bir noktaya ulaştığında çatlatacakmışçasına sevgi-bilgi ve güç yaymaktaymış bu ışık. Cehalet gerçekten şaşırmış da şaşırmış. Şaşırdıkça kendi üstünkörü düzeni iyice kaotikleşmeye başlamış. Sokakta huzurla iki adım atmanın zor olduğu zamanlarmış!buzamanlar.
Ama destek sonsuzmuş. Yaradılış öylesine şakacıymış ki, bütün cevapları ve anahtarı her bir ayrı düşmüş kayıp bilincin içine yerleştirmiş. Tahmin ettiğiniz gibi ayrı kalmış bilinçler burnunun dibindeki çözümü hep uzaklarda aramışlar. Fakat zaman döngüsünün bu acaip noktasında, yaşam çiçeği tekrar insan bilincine sunulmuş. Çok özel bir zaman başlamış. Çünkü ayrılık ve savaş bulutunun içinde hepsini birden şifalandırıcak kusursuz ve sonsuz bir bilgi ışığı yayılmaktaymış.
Ayrı bilinçlerin tukaka deyip itelediği, dünyayı yönetmekle suçladığı görünmeyenin bilgisi artık görünür olmuş. Ama ayrı olan zihinler onu araştırmaya pek yeltenmemiş, çünkü çoktan düşünme tembeli olmuşlar. Kendilerine sandıklarından da fazla zihinsel kölelik ızdırabı yarattıkları için bu kaçınılmaz olanmış. Zavallı bilinçler aslında şefkat dolu Anne’nin ve bilgelik dolu Baba’nın kucağında oturmayı bilinçaltlarında deriinden ister olmuşlar. Ama çoğu bireyin kendine ait ilüzyon perdesi epey kalınmış İşlerin yanlış gittiğini görebilen bazı heyecanlılar ise aşırı tepki gösterip hem kendilerine hem de o düşük seviyeli ortak bilince daha çok karmaşa tohumu ekmişler. İnsanoğlu yol yordam bilmez olmuş, kendini tanımaz olmuş. Aslını unutmuş.
Hakikat’in bilgeliğinin uyanış çağrısı, Dünya’da, bir kez daha ve bu sefer eskiden hiç olmadığı kadar zengin bir şekilde esmeye başlamış. Borusu her bireyin kalbinde öyle içten içe çalıyormuş ki o çağrıyı duyan her önyargısız ve özgürleşmek isteyen ruh ani bir bilinç sıçraması yaşıyormuş, kulaklarını tıkayanlar ise çoğunlukmuş ne yazık ki.
Frekans gittikçe yükseliyor; kristalleşen bilinçle bilinçsiz olanın arasındaki uçurum giderek artıyor; ortalıkta müthiş olaylar oluyormuş. Bilginize arz edilir. Çiçeği görün, çiçeği bilin, çiçeği anlayın. Gerçekten yaşayın.

Annelere bulaşmaya gelmez!

Pazar, 16 Kasım 2008

ANNELERE BULAŞMAYA GELMEZ!

Anneleri öfkelendirmeyin, çok tehlikeli olabilirler.

Anneler, yıllarca altınızı değiştirip, size zorla yemek yedirmeye çalışmış, aylarca uykusuz bıraktığınız insanlardır ve bu sebepten, sinirleri yay gibi gergindir.

Bu aşamaları geçirip, bu çileleri çektikten sonra, bir annenin rasyonel ve sağlıklı olmasını beklememek gerekir!

Mesela bir baba kızarsa azarlar, anne terlik atar.

Neden terlik? Çünkü eline o anda geçirebildiği üç boyutlu, kavranabilir tek obje odur. Yani o anda elinde çekiç olsa, onu da fırlatabilir!

Bunun sebebi, mesela sizin az yemek yemeniz de olabilir tabii. Aslında iyiliğinizi istemektedir yani.

Zaten çoğu zaman, annelerin cezalarıyla, ceza verme sebepleri arasındaki mantık ilişkisi tartışılır.

Mesela anne bağırır: "Ayağına bir şey giy, üşüteceksin, giy çabuk, bacaklarını kırarım!"

Şimdi, çocuk üşütse, en geç bir haftada iyileşir. Ama bacak kırığı, nereden baksan bir ay.

Dediğim gibi, anneler rasyonel değildir.

Gülse Birsel