Doğum çantama (valizime) neler koymalıyım ya da doğum çantam da neler olmalı? Iste bu sorunuzun cevabini asagidaki yazimizda eksiksiz sekilde bulabilirsiniz.

Bir anne adayı hastane çantasını hazırlarken doğum yapacağı mevsime çok önem vermeli, ona göre giysi koymalıdır. Ayrıca doğum yapacağı hastaneden anne ve bebek için temin edecekleri şeyleri öğrenmelidir. Böylece anne adayı çantasını gereksiz, kullanmayacağı eşyalarla doldurmuş olmaz. Doğum çantası ihtiyacı olan her şeyin elinin altında olmasını sağlayacağından bir anne adayı için çok önemlidir. Erken doğum ihtimaline karşı doğuma birkaç ay kala hazır olması gereken bu çanta sayesinde anne adayı kendisini daha rahat hissedecektir.

Doğum Çantası – Anne İçin Gerekenler

* Hamilelik ve doğum takip kartınız ve doktor kontrollerinizin bulunduğu dosyanız, son yaptırdığınız kan ve idrar tahlilleriniz, sigorta kartınız, sağlık karneniz.
* Yakınlarınızın telefon numaraları
* Nakit para
* 3 adet önden açılan gecelik
* 1 adet sabahlık
* Deodorant, diş macunu ve fırçası, tarak, şampuan, sabun, ıslak temizleme mendilleri, kulak pamuğu vb kişisel eşyalarınız
* Saçlarınızı rahatça toplayabileceğiniz toka ya da bant
* 3-4 adet özellikle önden kopcalı emzirme sütyeni ve pedleri
* Meme uçları için krem, göğüs kalkanı
* Göğüs pompası (özellikle meme başı olmayan hanımlar için)
* İhtiyacı kadar pamuklu ve tek kullanımlık iç çamaşırları
* 1 paket hijyenik kadın pedi
* 1-2 adet atlet
* Kağıt peçete ve havlu
* Eve dönerken giyebileceğiniz rahat kıyafetler
* Ayağınızı sıcak tutacak kalın çoraplar
* İçinde rahat ettiğiniz kolay giyilebilen alçak topuklu, kaymayan bir çift terlik
* Sizi dinlendirip rahatlatacak sevdiğiniz kitap, dergi, teyp ve kasetler
* Hastaneye giderken yolda rahat etmenizi sağlayacak yastık

Doğum Çantası – Bebek İçin Gerekenler

* 2 tane bady (Mevsime göre kısa veya uzun kollu)
* 2 tane tulum
* 2 tane çorap
* 2 tane ağız mendili
* 2 tane pijama altı
* 2 tane şapka ve eldiven
* 2 takım kıyafet (zıbın takımı, pijama takımı, patiği, başlığı vs)
* Yelek ve hırka
* Battaniye
* 3–4 tane bebek bezi
* Araba koltuğu/ana kucağı veya portbebe
* Havlu, ıslak mendil
* 2 tane önlük
* 2 tane yelek
* Bebe şampuanı
* Saç Fırçası
* Kirli çamaşır torbası
* Bebek yatağı için çarşaf (hastaneye sormak faydalı olur)

Filled Under: Gebelik
Devamı Oku...

Gebe kalınıp kalınamayacağı şüphesiz ki önceden bilinemez. Hiçbir hekim ya da kişi, hiçbir kimseye çocuğun olur ya da olmaz diye garanti veremez. Elbette yapılan incelemelerde rahmi, yumurtalıkları ya da testisleri olmayan çiftlerde doğal olarak gebelik olmayacağı bellidir. Ancak anatomik olarak hiçbir problem olmasa bile yapılan korunmasız geçen bir yılın sonunda çiftlerin %15’inde açıklanamayan bir şekilde infertilite (kısırlık) problemi olduğu unutulmamalıdır.

Gebe kalmaya karar verildiğinde doğal olarak ilk yapılacak şey korunmayı bırakmaktır. Uygulanan yönteme bağlı olarak üreme yeteneğinin geri dönmesi 0-3 ay kadar sürebilir. Örneğin uzun etkili korunma iğneleri kullananlarda 3-4 ay kadar bir süre gebelik oluşmayabilir. Spiralin çıkarılması, doğum kontrol hapının bırakılmasını takiben ise ertesi ay gebelik oluşabilir.

Gebe kalma şansını arttırmak için düzenli bir cinsel yaşam ve haftada en az 2-3 ilişki olmalıdır. Daha seyrek olan ilişkilerde de elbette gebelik oluşabilir ama olasılık daha az olacaktır. Bu şekildeki çiftlerin %70′i 6 ay içinde gebelik elde eder. hiçbir doğurganlık problemine sahip olmayan ve korunmayan bir çiftin ortalama hamile kalma şansı, her adet döneminde %25 civarındadır.

Gebe kalmak için en uygun dönem 28 günde bir adet gören kadında kanamanın başlangıcından itibaren 12-15. günlerdir. Çünkü bu dönemlerde sağlıklı bir kadının yumurtlaması olacaktır.

Yumurtlamanın gerçekleştiği anlaşılır mı?

Göğüslerde hassasiyet, karın bölgesi ve kasıklarda ağrı ve rahatsızlık hissi, vajinal akıntıların ve vajinada ıslaklığın artması gibi şikayetler yumurtlamanın gerçekleştiğinin işaretleridir. Ayrıca eczanelerde satılan yumurtlama belirleme testleri ile de yumurtlamanın gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenebilir. Eski bir yöntem olmasına rağmen vücut ısısı takibiyle de yumurtlama olup olmadığı anlaşılabilir.

Bu arada; ilişki sırasında kayganlaştırıcı olarak tükürük veya diğer krem vs. gibi maddelerin kullanılması spermlere zarar vererek hamileliği zorlaştırabilir. Ayrıca yer çekiminin etkisiyle ayakta veya oturur pozisyonda kurulan ilişkide ya da ilişkiden hemen sonra ayağa kalkıldığında spermlerin rahim ağzındaki açıklıktan geçmeleri zorlaşır, ilişki sonrası kadının bir süre sırt üstü yatması hamilelik ihtimalini artırabilir.

Hamilelik ve öncesindeki dönemde çiftlerin yüksek ısıya maruz kalmaktan kaçınmaları da uygun olur. Saunadan ve çok sıcak suyla banyo yapmaktan kaçınılmalıdır. Ayrıca bilgisayar ve televizyon ekranlarından yayılan elektromanyetik alanın da hamilelere zararlı olabileceği düşünülmektedir.

Bu zararlı etkiden korunmak için bilgisayar ekranından en az 80 cm. uzakta oturulması önerilir. Özellikle monitörlerin arka bölgelerinden uzakta oturmak gerekir.

Çiftlerin %15 inde 1 yılın sonunda gebelik olmaz. Bu çiftlerin infertilite araştırılması açısından hekime müracaatı gerekir.

23 Nisan 2011

B grubu suda çözünen vitamin çoğu zaman folik asit ya da folat olarak adlandırılır. Oysa bu iki terim birbirinden farklıdır.Folik asit viatminin en stabil formunu belirtir ve besin maddelerinde nadiren bulunur. Folik asit vitaminin ilaçlarda ve işlenmiş besinlerde bulunan formudur. Folat ise doğal maddelerde bulunan şeklidir.

Folat ya da folik asit vücutta özellikle DNA yapımında rol alır. Bunun yanısıra bazı amino asitlerin metabolizmasında da rol aldığı bilinmektedir.

Bazı durumlarda vücutta folat eksikliği ortaya çıkabilir. Bu durumların en iyi bilineni alkolizmdir. Alkol folatın emilimini engelleyerek eksikliğe yol açar. Besinler yolu ile yetersiz alınması da bir diğer eksiklik nedenidir. Hamilelik ya da kanser gibi hücre bölünme hızının yüksek olduğu durumlarda da vücudun folata olan gereksinimi artacağından eksiklik görülebilir.

Belirtileri:

Erken dönemde fazla belirti ve yakınma olmaz. En erken bulgu kan homosistein düzeylerinde saptanan artıştır. Folat eksikliğine en çabuk tepki veren hücreler en hızlı bölünen hücrelerdir. Folat düzeyi azaldığında kemik iliğinde hücre bölünmesi bozulur ve az sayıda ama dev boyutta kan hücreleri üretilir. Bu durumun sonucu bir kansızlık türü olan megaloblastik anemi adı verilen tablodur. Bu hücrelerin oksijen taşıma kapasitesi azaldığı için kansızlığın tipik yakınmaları olan halsizlik, yorgunluk, çarpıntı gibi belirtiler ortaya çıkar.

Fetal büyüme ve gelişme hızlı hücre bölünmesi ile karakterize bir dönemdir.DNA ve RNA üretimindeki krıtik rolü nedeniyle bu dönemde yeterli folat alımı son derece önemlidir. Yapılan araştırmalar hamilelikte yeterli miktarda folik asit alımının bebekte merkezi sinir sitemi anomalileri görülme olasılığını anlamlı ölçüde azaltığını göstermektedir. Nöral tüp defekti adı verilen bu merkezi sinir sistemi anomalileri değişik şekillerde ve derecelerde görülebilir. En basit formu olan spina bifida da omurgada küçük bir açıklık varken en ileri form olan anensefalide bebeğin kafatası ve beyni gelişmez.

Nöral tüp defektleri döllenme sonrası 21 ve 27. günler arasında ortaya çıkmaktadır. Bu dönemde kadınların önemli bir kısmı hamile olduklarını fark etmeyebilirler. Folik asit desteği alınmadığında nöral tüp defekti görülme olasılığı 2000 doğumda 1 civarındadır. Folik asit desteği ile bu oran %50 oranında azaltılabilir. Bu etkinin ortaya çıkması için hamile kalmadan 1 ay önce folik asit kullanmaya başlanması gereklidir. Ayrıca yarık damak ve bazı kap defekteleri gibi anomalilerin de folat alımındaki azlığa bağlı olduğu ileri sürülmektedir. Amerikan Halk Sağlığı dairesi ve diğer ilgili kuruluşlar hamile kalma potansiyeli olan her kadının mutlaka folik asit desteği alması ve folik asit ilaçları kullanmasını önermektedir. Bununla birlikte ABD’de hamile kadınların yalnızca yarısı bu öneriye uymaktadır. Bu nedenle ABD’de bazı besin maddelerinin folik asit açısından zenginleştirilmesi gündeme gelmiştir. Ülkemiz için durum çok daha kötüdür. Hamilelerin önemli bir kısmı hamile kalmadan önce danışmanlık almadığı için konudan habersizdir.

Yeterli folat düzeyinin bazı kalp ve ekstremite anomalilerini de azaltacağı ileri sürülmektedir. Ancak bu konuda yeterli kanıt yoktur. Bazı başka çalışmalarda ise yetersiz folat alımının erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve plasentanın erken ayrılmasına neden olabileceği gösterilmiştir. Bu nedenle nöral tüp defekti gelişme riski ortadan kalktıktan sonra da folik asit kullanmaya devam edilmelidir.

Nelerde Bulunur?

Pek çok besin maddesi folik asit içerir. Bunlar:

Portakal,mandalina, greyfurt gibi narenciye
Kavun, karpuz
Fasülye
Brokoli ve ıspanak gibi yeşil sebzeler
Fındık
Karaciğerdir

Ne kadar alınmalıdır?

12 yaşından başlayarak hem erkek hem de kadın için günlük folik asit ihtiyacı 0.4 miligramdır. Bu özellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda önemlidir. Hamile kadınların günde 400-800 mikrogram folik asit alması gereklidir.

Herhangi bir toksik etkisi olmamasına rağmen günlük 1 miligramdan fazla folik asit alınması önerilmez.

23 Nisan 2011

Hidroterapi yani su ile tedavi uzun yıllardır kas gevşetici ve rahatlatıcı etkileri nedeni ile kullanılagelen bir alternatif tedavi yaklaşımıdır. Bu etkinin normal doğumlarda da kullanılabileceği fikri de oldukça eskilere dayanır. Dokümente edilen ilk su altı doğumu 1803 yılında Fransa’da yaşanmıştır. Ancak bu planlı bir doğum değidir. Uzun süre doğum eyleminde kalan ve biraz rahatlamak için sıcak su dolu bir küvete giren bir kadının doğumu bu esnada gerçekleşmiş ve bu tesadüf sonucu suda doğum yapan ilk kadın olarak tarihe geçmiştir.

1960′lı yıllara kadar suda doğum ile ilgili herhangi bir gelişme yaşanmazken bu tarihlerde ilk kez eski Sovyetler Birliği’nde Igor Charkovshy bu konuda denemelere başlamıştır. Onu 1978-1985 yılları arasında Fransa’da yaşayan Dr. Michel Odent izlemiş ve su altında pekçok doğumun gerçekleşmesinde yardımcı olmuştur.

Suda doğum uygulamaları daha sonraları bir ara güncellik kazansa da belirli bölgeler dışında hiçbir zaman popülarite kazanamamıştır. Günümüzde eski Sovyet Cumhuriyetleri, İngiltere ve Fransa’nın bir kısmı ile Amerika Birleşik Devletlerinde sınırlı sayıda klinikte uygulanmaktadır.

Suda doğum yaptıran ve bu uygulamayı savunan kişiler ılık suyun sakinleştirici ve ağrı giderici etkileri olduğunu ve bu etkinin kadının kendisini rahat hissetmesine ve doğumun daha kolay geçmesine yardımcı olduğunu ileri sürmektedirler. Bu görüşler dışında suda doğumun su dışında doğuma üstün olduğunu gösteren hiçbir bilimsel veri yoktur.

Konuyla ilgili yapılan ve normal doğum ile suda doğumu karşılaştıran sistemik bir araştırmada yarar ya da istenmeyen etki açısından her iki doğum şeklinin birbirine karşı avantaj ya da dezavantajının olmadığı gösterilmiştir. 1994-1996 yılları arasında İngiltere’de gerçekleşen doğumların sadece %0.6’sı suda olmuş ve bu doğumların da %9′u evde gerçekleşmiştir. Bu doğumlarda bebek ölüm oranı binde 1.2′dir ve normal suda olmayan doğumdan çok farklı değildir.

Suda doğum tüm dünyada yaygınlık kazanmadığından konu ile ilgili bilimsel araştrıma ve makaleler de son derece sınırlı sayıdadır ve bunların büyük bir kısmı ebelik ile ilgili dergilerde yer almaktadır. Suda doğum klinikleri de genelde ebelerin görev yaptığı merkezler şeklindedir. Karşılaştırmalı inceleme yapılan araştırma sayısı ise yine çok kısıtlıdır ve eldeki veriler fikir birliğine varmak için yeterli değilidir. Konuyla ilgili çelişkili bilgiler mevcuttur.

Bazı çalışmalarda suda doğum sırasında annede daha fazla sayıda ve daha ciddi doğum kanalı yırtıkları ortaya çıktığı ileri sürülürken bunun tam tersini bildiren çalışmalarda vardır. Benzer şekilde suda doğum ile normal doğum karşılaştırıldığında doğum eyleminin süresi, ağrıkesici gereksinimi gibi parametreler açısından da birbiri ile çelişen bilgiler yapılan az sayıdaki araştırmalardan elde edilmiştir.

Suda doğumu savunanların hipotezi ılık suyun kasları gevşeteceği ve zihinsel rahatlık sağlayacağı ve bu sayede plasentaya giden kan akımının artarak daha az ağrılı ve daha kısa bir doğum süreci yaşanacağıdır. Ancak burada suyun sıcaklığı önem kazanmaktadır.Su için ideal sıcaklık 37 derecedir. Suyun daha sıcak olması durumunda anne adayının kan dolaşımında değişim olabilir ve ani tansiyon düşüklüğü ile plasentaya giden kan akımlarında azalmalar yaşanabilir bu da hem anne adayını hem de bebeği gereksiz risk altına sokabilir. Ayrıca suda uzun süre kalınması durumunda anne adayında terlemeye bağlı sıvı kaybı görülebilir. Öte yandan doğum eylemi sırasında anne adayı su içindeyken bebeği kardiyotokograf ile monitörize etmek oldukça güçtür. Bunun için özel monitör cihazları gereklidir. Doğum eylemi monitörüze edilmediğinde bebeğin kalp seslerinde yaşanabilecek düşmeler fark edilemeyeceğinden oksijensiz kalması riski söz konusu olabilir.

Suda doğumla ilgili bir başka risk de enfeksiyon olasılığındaki artıştır. Doğum eylemi sırasında suya karışan kan ve dışkı hem anne hem de bebek için risk yaratır. Her ne kadar sudaki anneye ait dışkı su dışına alınsa da su hiçbir zaman temiz olmamaktadır.

Suda doğum sırasında karşılaşılan ve önceden kestirilemeyen bir başka risk de kordon kopmasıdır. Özellikle bebeğin göbek kordonunun kısa olması durumunda aniden su yüzüne çıkan bebeğin kordonu kopabilir ve bebek kan kaybedebilir. Yapılan bir çalışmada suda doğum sonrası bebeklerin %14′ünün kordon kopması nedeni ile yoğun bakıma alındığı ve hatta bir bebeğe kan verilmesi gerektiği saptanmıştır.

Doğumun yapılacağı havuzun fazla derin tutulmaması ya da bebeğin tamamen doğana kadar yukarı çekilmemesi bu riski azaltabilir.

Solunum açısından bakıldığında ise suda doğum bebeğin boğulma ya da su yutma riskini arttırmamaktadır.

Görüldüğü üzere suda doğum normal doğuma herhangi bir üstülük sağlamamaktadır. Kaldı ki evrim süreci içerisinde suda yaşayan pekçok canlı üremek için karaya gelmeyi tercih etmekte, karada yaşayan hiçbir canlı ise bu amaçla suya gitmemektedir.

Ülkemizde suda doğum ile ilgili tecribesi olan hekim sayısı neredeyse hiç yoktur. Dünyada yaygın uygulama alanı bulamamış bu yöntemin ülkemiz de de popülerlik kazanmasını uzak bir olasılık olarak görmekteyim. Ayrıca sağlık mevzuatında konu ile ilgili herhangi bir düzenleme bulunmaması nedeni ile görülebilecek olumsuzluklar karşısında yasal prosedürün de bilinmemesi nedeni ile pekçok jinekolog bu doğum şeklini uygulamaya yanaşmayacaktır.

23 Nisan 2011

Yılbaşı yaklaşıyor. Hem yeni yılı karşılama partisinde hem de tüm sene boyunca komik duruma düşmeden mükemmel bir makyaj ve bakımlı saçlarla dolaşmak istemez misin? İşte sana burcunun grubuna göre saç ve makyaj tüyoları… (daha fazla…)

20 Aralık 2010

Nasıl seçmeli, nasıl sürmeli? • Öncelikle kullandığın allığın ten rengine uygun olmasına özen göstermelisin. Açık tenli ve sarışınsan şeftali tonlarını; buğday tenli ve kumralsan pembeyi; esmersen toprak renklerini tercih edebilirsin.
• Allık fırçasını yüzüne aşağıdan yukarıya doğru hafif hareketlerle uygulamalısın.
• “Allık sürdüğüm belli olmasın, yanaklarıma doğal bir pembelik gelsin” diyorsan, fırçayı yüzüne fazla bastırmamalı, küçük darbelerle allığını uygulamalısın.
• Makyaj yaparken elmacık kemiklerini öne çıkarmak istiyorsan, yanak çukurlarından şakaklarına doğru allığını uygulamalısın.
• Allığınla rujunun aynı tonlarda olmasına her zaman özen göstermelisin.
• Yüz hatlarının daha ince ve uzun görünmesini istiyorsan, allık fırçası ile ‘c’ harfi çiziyormuş gibi allığını uygulayabilirsin.
• Oval yüz tipine sahipsen, elmacık kemiklerinden şakaklarına doğru allığını uygulaman yüz tipin için en doğru seçim olacaktır.
• Yüzün genişse, allığını elmacık kemiklerinden şakaklarına doğru “v” şeklinde uygulamalısın.
• Yüzün köşeli ise, elmacık kemiklerinin üzerine yuvarlak hareketlerle allığını uygulamalısın.
• Yüzün yuvarlaksa, allığını elmacık kemiklerinin altından şakaklarına doğru sürmeli ve şakaklarının üzerine de uygulamalısın.
• Birkaç renk allık kullanıyorsan, renklerin birbirine karışmaması için birkaç allık fırçası kullanmalı veya fırçanı sık sık yıkamalısın.

20 Aralık 2010

Makyaja başlamadan önce;
* Makyajını temiz ve nemlenmiş bir cilt üzerine yaparsan daha güzel bir görüntü elde edersin. Ama temizleme ve nemlendirme işlemlerini, makyajdan en az bir saat öncesinde yapmalısın. Özellikle nemlendiricini makyajdan hemen önce kullanmamalısın. Çünkü cilt, kremle birlikte boyayı da emebilir, özellikle allık sürerken parça parça bir görüntü yaratabilir.

* Makyajdan önce saçlarına son şeklini ver. Böylelikle sprey, jöle gibi şekillendiriciler makyajına karışmamış olur.

* Ne giyeceğini önceden belirle ki, makyaj için kullanacağın renkleri ve makyaj tarzını da önceden kestirebilesin.

* Fondöten seçerken cilt rengini iyi belirlemen gerekir. Bunun için en uygun ışık, gün ışığıdır. Kozmetik merkezlerini aydınlatan florasan lambalar, cildi olduğundan daha soluk gösterir.

Yüz
Fondöten kullanırken dikkat etmen gereken en önemli nokta, genç bir cilde sahip olduğun için hafif formüllü ürünler seçmek. Ten rengine uygun seçtiğin fondöteni sünger ya da parmaklarını kullanarak önce izlerin üzerine uygula. Sonra nokta nokta tüm cildine değdir ve sünger yardımı ile eşit miktarda tüm yüzüne dağıt. Cildin fazla pürüzlü değilse fondöten yerine pudra kullanmayı da tercih edebilirsin. Gülümse ve tam elmacık kemikleri üzerine fırça yardımı ile içten dışa doğru hareketlerle allığını iyice yay.

Göz
Parmakların ya da fırça yardımı ile, göz farını, gözkapağına içten dışa, dıştan içe hareketlerle iyice dağıtmalısın. Gözkapakların küçükse daha açık ve parlak tonları tercih et. Kaşlarının daha kalkık durması için tam kaş altına beyaz far kullanabilirsin. Kaş kemiğin çıkıksa koyu bir tonla gölgeleme yapabilirsin. Maskaranı sadece üst kirpiklerine uygula. Tam kirpik dibinden sürmeye başla, uca doğra küçük zigzag hareketler yaparak tamamla

Dudak

Rujunun daha kalıcı olması için dudaklarına önce pudra sür. Kalem kullanacaksan, tam dudak çizgisinden geç. Sakın üstüne taşırma! Bir kat rujunu sür ve bir peçete ile fazlalığını aldıktan sonra ikinci katı geç. Dudakların ince ise, açık renkleri tercih et. Dudağın daha kalın görünmesine yardımcı olan diğer bir püf noktası, parlatıcıyı tam orta bölümüne kullanman.

20 Aralık 2010

Her zaman koyu renkler ile kışı, açık ve canlı renkler ile de yaz aylarını ilişkilendiririz. Fakat bu sezon modacılar adeta ezberi bozmak için ant içmişler. Sezonun renkleri parlak, canlı ve cıvıl cıvıl…

Bir tarafta klasiklerin vazgeçilmez renkleri olan siyah ve gri sonbahar-kış havasını korurken, diğer tarafta kan kırmızı ve canlı neon renkleri sezonun puslu havasını aydınlatıyor. Tabii birkaç rengin bir arada kullanıldığı renk bloklarını da unutmamak gerekir. İşte sezonun öne çıkan renkleri… (daha fazla…)

17 Aralık 2010

Biftek ya da bonfile gibi parça etleri toplu halde buzluğa kaldırmayın. Birbirlerine yapışırlar. İki parça alıp pişirecek olsanız bile, bütün etlerin çözülmesini beklemek zorunda kalabilirsiniz. Kaldı ki, çözüldükten sonra kullanılmayan etler tekrar dondurulmaz çünkü hem lezzetinden hem de besin değerinden çok şey kaybeder; ayrıca mikroorganizma ürer. Dilimlerin her birini zeytinyağı ile hafifçe yağlayın. Sonra birer veya ikişer dilimler halinde naylonlara sarın ve buzluğa koyun.

17 Aralık 2010

Limondan daha fazla su elde etmek istiyorsanız, limonu yıkayıp kuruladıktan sonra çatal ile bir kez delin, sonra suyunu sıkın. ,

17 Aralık 2010

Patatesin çabuk pişmesi için
Haşlama suyunun içine bir kaşık margarin koyun, hem patateslerin vitaminlerini kaybetmemiş olursunuz, hem de patatesler daha çabuk pişer

Patates soyarken;
Üzerini bir bulaşık teli yardımıyla ovuşturursanız rahatça soyulmasını sağlayabilirsiniz.

Patates kızartırken fazla yağ emmesi için;
Patates dilimlerini kızgın tavaya atmadan önce, süt dolu bir kabın içine koyun. Böylece fazla yağ emmez, hem de daha lezzetli olur.

17 Aralık 2010